Türkiye’de mevcut ve son yıllarda gelişme eğilimi gösteren sanayi dallarında üretilen çeşitli tarım ve gıda ürünleri ile diğer gıda dışı ürünlerin amaca yönelik pazarlanmasında, özellikle ihraç mallarında ambalaj giderek çok önemli bir yer tutmaktadır. Bu arada , son birkaç yıldır , içindeki nihai ürünün bağlı bulunduğu üretim sektörlerinde yaşanan ekonomik durgunluk her ne kadar ambalaj sektörüne de yansımış bulunmakta ise de ülkede ambalajda gelişmeler, kalite arttırma çalışmaları, kullanılan ana ve yardımcı maddelerde uygulanmaya başlayan rasyonalizasyon ve çevreye uyum önlemleri dünya pazarlarında, özellikle gelişmiş ülkelerde olduğu gibi devam etmektedir.
Son on yılda kişi başına isabet eden ortalama gelirdeki artışlar nedeni ile yaşam standartlarında önemli değişimler yaşanmaktadır. Büyüyen şehirleşme trendi, ortalama ömrün uzaması, kadın nüfusun iş hayatına katılım payının artması, tüketim alışkanlıkları ve tüketici beklentilerinin değişime uğraması, tüketim merkezlerinde self servis yöntemlerini geliştirmekte ve tüketiciye doğrudan satış yapan hipermarket, süpermarket ve market zincirlerinin tüm ülke sathına yayılmasını teşvik etmektedir. Bu sırada söz konusu perakende satış sistemleri porsiyon tarzı ambalajın gelişim ve kullanımına destek vermektedir. Keza tüketiciler, geniş pazarlama alanına sahip marketlerde çok daha fazla çeşit, ucuz ama kaliteli ve güvenilir ürün, fiyat ve kalite dengesi bulma imkanları elde etmektedir. Bunun dışında müşteri hizmeti , satış noktasında yapılan promosyonlar, özel indirimler, bedava ürün kuponları gibi faktörler müşteriyi tercihen marketten alış veriş yapmaya yönlendirmektedir.
Türkiye’de her ne kadar ilk büyük mağaza olarak 1954 yılında Migros , 1956 yılında Gima , ve 1962 yılında Ordu Pazarı (Oypa) kurulmuşsa da yaygın Marketçilik 1980 li yılların sonlarına doğru başlamış bulunmaktadır. Başlangıçta İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehir merkezlerinde faaliyete geçen büyük alış veriş merkezleri ülke içindeki daha küçük şehir merkezlerine doğru yayılmasını sürdürmektedir. Özellikle endüstri ürünleri holdingleri zincir mağaza yatırımlarını giderek arttırmaktadırlar. Küçük perakende satış birimleri ise daha çok günlük acil ihtiyaçlar için tercih edilmektedir. Ancak 1998 yılında toplam 155.420 adet olan bu tür perakende satış birimleri, kamuda daha iyi bilinen adıyla bakkalların sayısı giderek azalmaktadır. 2004 yılı verilerine göre bu rakam 122.781 e düşmüş bulunmaktadır. İlerleyen birkaç yıl içinde bu rakamın 115.000 adede ve 2010 dan önce de 100.000 adede kadar düşmesi beklenmektedir. (Tablo 1)
Günümüzde toplam marketlerin %20-25 ini teşkil eden büyük alışveriş merkezlerinin (hipermarket, süpermarket) önümüzdeki 10-15 yıllık süre içinde halen Avrupa’da mevcut emsallerinin seviyesine ulaşacağı tahmin edilmektedir. Bu nedenle Avrupa ve diğer gelişmiş ülkeler perakende zincirleri için Türkiye önem taşıyan bir karaktere sahip bulunmaktadır.
Satışlarda ambalajın gelişmesini teşvik eden bu yapılanma ambalaj yapıları üzerinde ülkede uygun ambalaj rasyonalizasyonuna gitme, artan maliyetleri düşürme çabalarına hız kazandırmaktadır. Gerçekte ambalaj sanayi tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de ham ve yardımcı maddeler, makine ve gereçler v.s. gibi ürünleri sunan tedarik sanayi ve ürünlerini ambalajlayan kullanım sanayi ile yakın işbirliği içinde olup sorunlarını birlikte halletmeye çalışmaktadır.
Sanayileşen ve ihracata yönelen ve Avrupa Gümrük Birliğine üye olan, önümüzdeki yıllarda AB – Avrupa Birliğine kesin üyeliği beklenen Türkiye’de amaca uygun ambalaj malzemeleri üretimi halen en geçerli yatırım özelliğini ve eğilimini korumaktadır. Türk Gıda Kodeksi yasa ve yönetmelikleri ile Türk Standartları, ISO ve AB normları ve direktiflerine göre yeniden düzenlenmiş ambalaj ve ambalajla ilgili koşullar da söz konusu yasa ve yönetmelikleri ve TSE standartları kapsamına alınarak gıda ve gıda dışı ürünlerin ambalajlanmasında, içeriği ürüne uyum sağlayan ve müşteri talebine göre raf ömrünü düzenleyen şartlar belirlenmiş ve ambalaj malzemesi üreticisi ile içindeki ürünleri üretenler arasında müşterek sorumluluklar getirilmiştir.
Türkiye’de ambalaj ve onunla ilgili sektörlerde;
Ürünü fiziksel ve kimyasal niteliklerine göre ambalajlamanın,
Ambalajın bilgilendirme görevlerine uygun olarak yapısal ve görsel imajlarla ve değişik renklerde ve albeniyi ön plana çıkaracak şekilde donatımının,
Ve nihayet onu lojistik koşullara uygun olarak boyutlandırmanın ürünü pahalılaştırmayacağı, tersine değerini koruyacağı, hatta arttıracağı ve dağıtım masraflarını azaltacağı artık kesin olarak bilinmektedir.
Bu anlayış gücüne bağlı olarak dünyanın her tarafında olduğu gibi Türkiye’de de ambalaj sanayi insan ve toplum yaşamında rolünü oynamaya devam etmekte ve bunu sürdürmeye kararlı bulunmaktadır. Ayrıca ambalaj sanayi bir çok bakımdan çevresel inisiyatifleri içeren yeni teknik, tasarım ve sistemlerde finansal kaynakları ve önemli yetenekleri yaygınlaştırmaya çaba sarf etmektedir. Ambalaj atığının azaltılması konusunda tüketici desteğini sağlayan geri dönüşümü kolaylaştıran işbirliği düzenlemeleri yapmaktadır.
Türkiye Avrupa Birliğine aday ülkeler arasında ambalaj ve geri dönüşüm konusunda daha AB tarafından herhangi bir koşul ileri sürülmeden zorunlu uygulamaları başlatmış bir ülkedir. Malum AB pazarına giriş için ürünün kalitesi önemli bir temel unsurdur. AB’de düzenleme ve kurallara uyum sağlama çalışmalarını müteakip kalite standartları Ocak 1993 ten itibaren AB’nin tüm ülkelerine aynı şekilde uygulanmaktadır. Kalite düzenlemelerinin yanında ambalajlama, etiketleme ve çevre ile ilgili düzenlemeler ve direktifler de bulunmaktadır.
AB ve Türkiye arasında 1.1.1996 tarihinde yürürlüğe giren Gümrük Birliği Anlaşması sonucunda Türkiye’nin, 2001 yılı itibariyle AB’nin tercihli ticaret anlaşmalarına uyma yükümlülüğünü tamamlama taahhüdünde bulunarak AB ülkelerine karşı gümrüklerini sıfırlaması ve AB’nin üçüncü ülkelere karşı uyguladığı Ortak Gümrük Tarifesini benimsemesi Türk pazarının AB ve üçüncü ülkelere açılmasını sağlamış bulunmaktadır. Türkiye’nin imzalamış olduğu Tercihli Ticaret Anlaşmalarının tamamı 2000 yılı itibariyle yürürlüğe girmiştir. AB’nin uyguladığı Tercihli Ticaret Anlaşmalarına ve otonom rejimlere uyumu Türkiye’nin ihracatını ürün ve ülke bazında çeşitlendirme hedefini gerçekleştirmesine büyük ölçüde katkıda bulunmaktadır.
AB’nin 1 Ocak 1997 tarihinde uygulamaya başladığı PAN-Avrupa menşe kümülasyonu sistemine 1.1.1999 tarihinde uyum sağlayan Türkiye, imzaladığı anlaşmalardan bu sisteme işlerlik kazandırmaları hususunda bir sonuç almayı da beklemektedir.
Kısaca ifade edecek olursak Türkiye, AB uyum yasalarının büyük bir kısmını verilen 5 yıllık süre içerisinde tamamlamış bulunmaktadır. Bu sayede Türkiye’nin ürünleri için ülkeler itibariyle ihracat alanları genişlemektedir. Dolayısıyla bu yıl başlayan ve önümüzdeki yıllarda devam edecek olan ihracatımızda önemli artışlar olabilecektir.
Bu kapsamda daha önce sınırlı sayıdaki ambalajlı ürün türü için uygulanan Katı Atıklar Yönetmeliği yerine çıkan ve 1.1.2005 tarihinden itibaren uygulanmaya başlanan Ambalaj ve Ambalaj Atıkları Yönetmeliği ile ülkemizde üretilen ve ithal edilen malzeme türü ne olursa olsun tüm ambalaj
türlerinin kullanımdan sonraki durumu denetim altına alınmaktadır. Keza Gıda ve Gıda ile temas eden maddelerin denetlenmesi hakkındaki yönetmelik çalışmaları ile ambalaj ve ambalaj üretim yerlerine bazı önemli düzenlemeler getirilmektedir.
Her iki yasal uygulamanın çevre ve kamu sağlığı açısından yararlarının yanında, ambalajlı ürüne olan talebin ve kayıt dışı ticaretin giderek daha fazla oranda kayıt içine çekilmesinin sağlanması beklenmektedir.
Yönetmeliğe göre tüketicilerin, ekonomik işletmelerin ve satış noktalarının sorumluluk paylaşımını yerine getirmesi gerekmektedir. Yönetmelik, üretici sorumluluğu çevresinde ekonomik işletmelerin yükümlülüğünü bir “Yetkilendirilmiş Kuruluş’a” devretme imkanını getirmektedir. Buna dayanarak çevre ve orman bakanlığının 31.03.2005 tarihli kararı ile ÇEVKO Çevre Koruma Ve Ambalaj Atıkları Değerlendirme Vakfı “Ambalaj ve Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği” uyarınca her çeşit ambalaj atığının geri kazanımı konusunda “Yetkilendirilmiş Kuruluş” olarak görevlendirilmiş bulunmaktadır. 1991 den beri bu konuda gönüllü olarak çalışmalarını sürdürmüş bulunan Çevko bundan böyle yetkilendirilmiş kuruluş olarak daha etkin biçimde faaliyet gösterecektir. Çevko yetkililerine göre, 1 Ocak 2005 tarihinde yürürlüğe giren Ambalaj ve Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliğindeki en temel değişiklik, sektör ve ambalaj cinsi farkı gözetmeksizin ülke içinde piyasaya sürülen bütün ambalaj atıklarını kapsamasıdır.
Yönetmeliğe göre, hammadde üreticisinden nihai tüketiciye kadar ambalaj kullanımında ilgili bütün paydaşlara çeşitli sorumluluklar getirilmiştir. Yönetmelikte paydaşlar, hammadde üreticileri, malzeme üreticileri, ambalaj üreticileri, dolumcular, ithalatçılar, dağıtım kuruluşları, perakende satıcılar, resmi kurum ve kuruluşlar, tüketiciler olarak belirlenmiştir.
Yönetmeliğe göre, Avrupa Birliği Direktifleri de dikkate alınarak 2014 yılına kadar malzeme bazında geri kazanım hedeflerinin yıllara göre dağılımı tablo 2 de verilmiştir.
Yönetmeliğe göre, kompozit (farklı malzemelerden yapılmış, elle birbirinden ayrılması mümkün olmayan) ambalajların geri kazanımında birim ambalajın bileşiminde bulunan ve ağırlıkça en fazla miktarı oluşturan malzemenin cinsine ait olan esas alınmaktadır.
Yeni yönetmelik çerçevesinde ilgili paydaşlara getirilen temel sorumluluklar aşağıda ana hatları ile verilmiştir.
